Tarihin.com

Tarih Hayal Mahsulü Olamaz.

Site İçi Arama

Eski Türklerde Budizm

M.Ö. VI. yüzyılda Hindistan'da Siddharta adlı bir Prens tarafından ortaya atılmış bir dindir. Siddharta, sarayını terk edip ormanda inzivaya çekilir ve mutlak hakikati bulmağa çalışır. Uzun bir nefis mücadelesinden sonra şu dört gerçeği bulur:

1) Izdırap vardır.

2)Izdırap doğar.

3) Izdırap yok edilebilir.

4) Izdırabın yok edilme yolları ve usulleri..

 Bu gerçekleri bulduktan sonra Siddharta "ermiş" anlamına gelen Buddha adını alır. Budizm'i anlayabilmek için yukarıda saydığımız esasların temelini teşkil eden "ızdırap" kelimesini bildiğimiz

basit anlamında almamak gerekir. Buddha'nın "ızdırap" dan kastettiği şey, sadece olumsuz yönde ruhumuzu ve bedenimizi yıpratan ve etkileyen duygu ve davranışlar değil bunun tersi olan olumlu, zevk, ferahlık ve neşe veren duygu ve davranışlarımızın da tamamıyla birlikte bütün hayatımız yani her yanıyla var oluşumuzun bizzat kendisi ızdırap’tır. Bu ‘varoluş’ Tenasüh, yani bir canlının ölümünden sonra tekrar tekrar yeniden doğup ölmesiyle sonsuza kadar uzanır. İşte Buddha'nın getirdiği esaslar sayesinde canlı varlık, bir gün bu «doğum-ölüm - yeniden doğum» zincirini kırar ve içinde ne varoluşun ne de yok oluşun bulunduğu bir durum olan "Nirvana"ya ulaşır yani artık bir daha doğmaz.

Başlangıçta Nirvana’ya ulaşmak yalnız bu işe inanmış ve tarikata, yani Buddha manastırına gidip dünya işlerinden elini eteğini çekmiş olan rahiplere mahsus bir şey iken, miladın ilk yüzyıllarında Budizm'in içinden yeni bir mezhep doğmuştur. Bu yeni mezhebe göre  her canlı varlık Buddha, yani ermiş olabilecek ve Nirvana'ya ulaşabilecekti. Böylece başlangıçta yalnız inzivaya çekilmiş rahipler için düşünülmüş olan bu din, manastırların karanlık hücrelerinden çıkıp dünyanın dört bucağına yayılmış ve çeşitli milletler tarafından büyük bir şevk ve heyecanla benimsenmiştir. Bu yayılma, daha çok saz çalıp dini hikayeler anlatan gezginci rahipler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.

İşte Budizm, Türkler arasında da daha Göktürklerden çok önce Tarım bölgesinde Tiyenşan dağlarının güneyi bu suretle yayılmıştı. Yukarıda gördüğümüz gibi Maniheist rian bir kısım Uygurların yanı sıra Buddha dininin taraftarları süratle artmış, büyük bir dış görürlük içersinde her iki din mensubu yan yana yaşadıkları halde zamanla budistler çoğunluğu kazanmışlardır. Maniheistlerin yanı sıra büyük bir tercüme faaliyetine girişen Uygurlar bir çok telif eserler de vücuda getirmişlerdir. Bu suretle Türkçe aşağı yukarı 600 yıl süreyle (700-1300) Orta Asyanın budist kültür ve ticaret dili olmuştu. Moğollar, tarih sahnesine çıktıkları devirden itibaren yazıyı ve bütün teknik terminolojiyi Uygurlardan almışlardır. Nihayet Batıdan sızan İslamiyet karşısında tutunamayan Budizm rağbetten düşmüş ve bütün ülke 1300-1400 yıllarından itibaren tamamiyle islamlaşmıştır. Bugün Çin’de  Sarı Uygur dışında hiçbir Türk topluluğu budist değildir.

Yorum ekle

Sponsor Bağlantılar

   

Tarih,Edebiyat,Genel Kültür...

Dogru Ve Güncel Bilginin Adresi.

http://www.ataturkilkeveinkilaplari.com/